Looking for Eric – “Her şey Eric Cantona’nın attığı güzel bir pasla başladı.”

eric2

Kendisini futbolun Rimbaud’u olarak tanımlayan; futbol sahasındayken bir usta, saha dışındayken bir filozof, futbol hayatının dışında bir sanatçı… Kısacası; ‘Eric Cantona‘. Efsaneyi anlatmak tabii ki kolay değil, aslında yönetmen Ken Loach da bunu yapmaya çalışmamış. Filme Eric Cantona’nın hayatına dair bir şeyler izlemek umuduyla gidecekseniz görebileceğiniz tek şey, Cantona’nın attığı birbirinden güzel goller. Filmin konusu ne diye sorulduğunda geçiştirme bir cevap olarak Cantona’nın hayatı diyebilirsiniz (çoğu zaman öyle yaptım), fakat unutmayın filmde Manchester’lı bir postacı olan Eric Bishop‘un hayatına konuk oluyoruz.

Karısı onu terkedip iki üvey evlatla başbaşa bıraktıktan sonra dağınık bir hayat yaşamaya başlayan, orta yaş krizleri geçiren ve hayatında sevdiği tek kadın olan Lilly’e olan duygularını 30 yılı aşkın bir süredir anlatamayan bir postacıdır Eric. Futbola ve idolü Eric Cantona‘ya olan tutkusundan başka tutunacak pek bir şeyi kalmamıştır. Eric’te ters giden bir şeyler olduğunu anlayan arkadaşları, onu neşelendirmek ve eski günlerdeki Eric’e döndürmek için her yolu denemeye başlarlar. Bu denemelerden birinde Eric’ten, ‘kendisine olan güvenine ve karizmasına gıpta edilen‘ birini düşünmesini isterler. İşte bu söz, bizim postacı Eric’in belleğindeki, Manchester’ın efsane Fransızı Eric Cantona’nın tanımıdır. Efsane, bir anda bizim postacı Eric’in karşısında belireric1ir. Aslında Eric Cantona’nın nasıl bir anda ortaya çıktığı ile bir açıklık söz konusu değil, ki zaten yönetmen Ken Loach için de pek önemli bir mesele değil bu.

Her şey Eric Cantona’nın attığı güzel bir pasla başladı.” demiştik. Cantona, filme dahil olduktan sonra postacı Eric’in içinde bulunduğu zor durumlardan kurtarmak için çalışmalara başlar. Özellikle işaret ettiği nokta dostlarına güvenmesi yönündedir. Bunu birçok yerde postacı Eric’e anlatmaya çalışır. Fakat onu en çok etkilediği bölüm ‘En güzel anın hangisi?’ sorusuna verdiği cevap olmalı. Diyalog şöyleydi:

- Pekâlâ. En güzel an?
..Bir gol olmalı, Eric.
- Hayır. Bir pastı.
- Pas mı?
- Evet.
- Tanrım. Irwin’e Spurs maçında. Evet!  Çok güzeldi.
- Ne kadar zeki olduğunu biliyordum.
..Sol tarafta, sağ ayakla.
..Birden aklıma geldi.
..Sol ayağımın dışıyla dibine girdim.
..Herkesi şaşırttım.
..Fuleli adımlarla topu aldı
..ve kalbim yerinden çıktı.
- Tanrı vergisi.
- Evet, Büyük Futbol
..Tanrısı’na bir hizmet gibiydi.
- Peki ya kaçırsaydı?
- Takım arkadaşlarına güvenmelisin.
..Her zaman. Eğer güvenmezsen kaybedersin.
eric-cantona_1389972c

Filmin sonunda yer alan, Eric Cantona’nın, bir Crystal Palace taraftarına tekme atma olayından sonra gerçekleştirdiği basın toplantısında söylediği ve herkesi şaşkınlık içerisine düşürdüğü söz ile yazıyı sonlandırmak güzel bir kapanış olur herhalde.  “Martılar…. balıkçı teknelerini takip ederler…. çünkü sardalyaların…. denize atılacağını düşünürler. Çok teşekkürler… “

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.